Bazı çocuklar oyuncakların başına oturur ama oyuna başlayamaz. Oyuncaklara bakar, birkaç parçayı eline alır, sonra bırakır. Bazen “Ben ne oynayacağım?” diye sorar. Bazen de yetişkinin sürekli yönlendirmesini bekler.
Bu durum çoğu zaman “çocuk oyun oynamayı sevmiyor” anlamına gelmez. Daha çok, oyuna başlama, oyunu sürdürme ya da kendi fikrini oyuna dönüştürme konusunda desteğe ihtiyaç duyduğunu gösterir. Oyun kurmak, dışarıdan çok basit görünse de çocuk için dikkat, hayal gücü, seçim yapma, planlama ve deneme becerilerinin birlikte çalıştığı bir süreçtir.
Bir çocuğun oyun kuramaması, her zaman bir sorun olduğu anlamına gelmez. Çocuk bazen ne yapacağını bilemez, bazen seçenekler arasında kaybolur, bazen de “doğru oynama” beklentisi hisseder.
Özellikle fazla yönlendirilmiş oyunlara alışan çocuklarda bu durum daha belirgin olabilir. Sürekli “Şimdi bunu buraya koy”, “Böyle yap”, “Bu şekilde oynanır” gibi yönergelerle oynayan çocuk, kendi fikrini başlatmakta zorlanabilir.
Oyun kurmak için çocuğun önce bir başlangıç noktası bulması gerekir. Bu bir nesne, bir hareket, bir ses, bir hikâye ya da çok küçük bir fikir olabilir. Yetişkinin görevi oyunu tamamen kurmak değil, çocuğun bu başlangıç noktasını bulmasını kolaylaştırmaktır.
Çocuğun oyun kurmakta zorlanmasının farklı nedenleri olabilir. Bunların bazıları gelişimsel, bazıları çevresel, bazıları da günlük ruh haliyle ilgilidir.
Çocuk çok yorgunsa oyuna başlayamaz. Çok fazla oyuncak varsa ne seçeceğini bilemez. Sürekli ekranla hızlı uyarana maruz kalıyorsa daha yavaş ilerleyen oyunlara geçmekte zorlanabilir. Yetişkin her oyuna hızlıca müdahale ediyorsa çocuk kendi denemesine güvenmeyebilir.
Bazı çocuklar ise oyuna başlamak için daha fazla gözleme ihtiyaç duyar. Hemen harekete geçmemeleri ilgisiz oldukları anlamına gelmez. Bazen çocuk önce ortamı inceler, parçaları tanır, yetişkinin tepkisini ölçer ve sonra oyuna dahil olur.
Bu yüzden “Neden oyun kuramıyor?” sorusuna tek bir cevap vermek yerine, çocuğun hangi noktada zorlandığına bakmak daha doğrudur.
Çocuk oyun kuramıyorsa ilk bakılacak yer çocuğun kendisi değil, oyun ortamıdır.
Oyuncaklar çok kalabalık mı? Her şey aynı anda ortada mı? Çocuk malzemelere kolayca ulaşabiliyor mu? Oyuncaklar açık uçlu mü, yoksa tek bir kullanım şekline mi bağlı? Ortam sürekli “topla, dikkat et, bozma” mesajı mı veriyor?
Bazı çocuklar fazla seçenek karşısında oyuna başlayamaz. Çok sayıda oyuncak, yetişkin için zenginlik gibi görünse de çocuk için karar vermeyi zorlaştırabilir. Daha az ama ulaşılabilir materyal, çoğu zaman oyuna başlamayı kolaylaştırır.
Bir raf üzerinde birkaç sade seçenek, yerde boş bir alan ve çocuğun kendi başına erişebileceği materyaller oyun için güçlü bir başlangıç sunar.
Çocuk oyun kuramıyorsa yetişkin çoğu zaman hemen oyunu başlatmak ister. “Hadi evcilik oynayalım”, “Şimdi arabaları sıraya dizelim”, “Bunu buraya koy” gibi yönlendirmeler iyi niyetlidir. Ancak bu yaklaşım sık tekrarlandığında çocuk oyunun fikrini yetişkinden beklemeye başlayabilir.
Daha destekleyici olan, oyunu tamamen kurmak yerine küçük bir başlangıç vermektir.
Örneğin:
“Bu taşlar nereye gitmek istiyor olabilir?”
“Burada bir yol açsak ne olur?”
“Bu parçalar birlikte durunca sana neyi hatırlatıyor?”
“Önce hangisini denemek istersin?”
Bu tür sorular çocuğa hazır oyun vermez. Ona düşünmesi için bir kapı açar. Çocuk oyunun yönünü kendi belirlediğinde, oyun daha içten ve daha uzun süreli olabilir.
Bazı oyuncaklar çocuğa ne yapacağını doğrudan söyler. Bazıları ise çocuğun kendi fikrini kurmasına alan bırakır. Oyun kurmakta zorlanan çocuklar için açık uçlu materyaller bu yüzden önemlidir.
Bloklar, halkalar, ahşap parçalar, figürler, kumaşlar, taşlar, çubuklar, basit eşleştirme ya da sıralama materyalleri farklı şekillerde kullanılabilir. Çocuk bir gün kule yapar, başka bir gün yol kurar, başka bir gün aynı parçaları hikâyenin içine yerleştirir.
Açık uçlu materyalin gücü, çocuğa tek bir doğru sunmamasıdır. Böylece çocuk “Bunu nasıl oynamalıyım?” sorusu yerine “Ben bununla ne yapabilirim?” sorusuna yaklaşır.
Çocuk oyun kuramıyorsa yetişkinin sürekli konuşması gerekmez. Bazen yanında olmak, izlemek ve oyuna aceleyle müdahale etmemek yeterlidir.
Çocuk bir parçayı alıp bırakabilir. Aynı hareketi birkaç kez tekrar edebilir. Oyuna başlamadan önce uzun süre bakabilir. Yetişkin bu anlarda hemen boşluğu doldurmaya çalışırsa çocuk kendi fikrinin oluşmasına fırsat bulamayabilir.
Sessiz eşlik, oyunun gelişmesi için güçlü bir destektir. Çocuk ihtiyaç duyduğunda yetişkin oradadır; ama oyunun merkezinde değildir. Bu denge, çocuğun kendi kararını daha rahat denemesini sağlar.
Bazı çocuklar oyun kurarken hata yapmaktan çekinir. Özellikle sürekli sonuç odaklı yönlendirilen çocuklarda “doğru yapma” isteği oyunu zorlaştırabilir.
Oysa oyun, doğru sonuca ulaşmak için değil, denemek için vardır. Bir kule yıkılabilir. Bir hikâye yarım kalabilir. Bir oyuncak amacından farklı kullanılabilir. Çocuk oyunda bir şeyi “yanlış” yaptığında yetişkinin hemen düzeltmesi gerekmez.
“Öyle olmaz” yerine “Bunu böyle denedin” demek bile çocuğun oyun alanını genişletir. Çünkü çocuk o anda yalnızca nesneyle değil, kendi fikriyle de ilişki kurmaktadır.
Çocuk oyun kuramıyorsa bazen yetişkinin seçtiği oyun çocuğun ilgisiyle örtüşmüyor olabilir. Yetişkin eğitici bulduğu bir etkinliği sunar; çocuk ise başka bir nesneye, harekete ya da duyusal deneyime yönelir.
Bu noktada çocuğun neye baktığı, neyi tekrar ettiği, hangi parçayı elinde tuttuğu önemlidir. Çocuk arabayı sürmek yerine tekerleğini çeviriyorsa bu da bir keşiftir. Bloklarla kule yapmak yerine onları yan yana diziyorsa bu da bir düzen kurma denemesidir.
Yetişkin çocuğun ilgisini fark ettiğinde oyun oradan büyüyebilir. Çocuğun başlattığı küçük hareket, yetişkinin önerdiği büyük oyundan daha değerli bir başlangıç olabilir.
Her çocuk zaman zaman oyuna başlamakta zorlanabilir. Ancak çocuk uzun süre hiçbir oyuna ilgi göstermiyorsa, sembolik oyun hiç gelişmiyorsa, iletişimde belirgin zorlanmalar varsa ya da oyun sırasında yoğun kaygı, öfke veya tamamen kopma hali sık görülüyorsa daha dikkatli gözlem gerekebilir.
Bu durumda amaç çocuğu etiketlemek değildir. Ama çocuğun neye ihtiyaç duyduğunu anlamak için bir uzmandan destek almak faydalı olabilir. Oyun, çocuğun gelişimi hakkında çok şey anlatır; bu yüzden oyun kuramama hali uzun süreli ve belirginse ciddiye alınmalıdır.
Oyun kurmakta zorlanan bir çocuk için büyük etkinlikler hazırlamak gerekmez. Hatta çoğu zaman daha küçük başlangıçlar daha iyi çalışır.
Bir sepet içine az sayıda materyal koymak, masada yalnızca birkaç parça bırakmak, yerde boş bir oyun alanı açmak, çocuğa “Ne oynayalım?” diye sormak yerine “Burada bir şey başlayabilir gibi duruyor” demek yeterli olabilir.
Yetişkin oyuna bir fikir atıp geri çekilebilir. Örneğin iki bloğu yan yana koyup “Buradan bir yol geçebilir” diyebilir. Sonra çocuğun ne yaptığını izler. Çocuk devam ettirirse oyun onun olur. Devam ettirmezse bu da bir bilgidir; belki başka bir başlangıca ihtiyaç vardır.
Çocuk oyun kuramıyorsa bunu hemen eksiklik gibi görmek doğru değildir. Oyun kurmak, çocuğun kendi fikrine güvenmesiyle gelişir. Bu güven de acele ettirilmeden, düzeltilmeden, sürekli yönetilmeden oluşur.
Bazen çocuğun ihtiyacı yeni bir oyuncak değil, daha sade bir ortamdır. Bazen daha fazla yönlendirme değil, daha fazla alan gerekir. Bazen de yetişkinin oyunu öğretmesi değil, çocuğun küçük denemelerini fark etmesi yeterlidir.
Oyun, çocuğun dünyayı yalnızca taklit ettiği bir alan değildir. Aynı zamanda kendi düşüncesini kurduğu, değiştirdiği ve yeniden denediği bir alandır. Çocuk oyun kurmakta zorlandığında ona hazır bir oyun vermek yerine, kendi oyununu başlatabileceği güvenli bir boşluk açmak çoğu zaman en güçlü destektir.